Eşitlik İzleme Merkezi (EİM) olarak ilk ağ toplantımızı Ankara’da gerçekleştirdik. Hollanda Helsinki Komitesi (NHC) ve Eşit Haklar İçin İzleme Derneği (ESHİD) ortaklığıyla 3 Aralık 2022 tarihinde yaptığımız ayrımcılığa karşı ağ toplantısı, Türkiye’de eşitlik politikalarının desteklenmesi ve ayrımcılıkla mücadele etmek için, yerel ve uluslararası paydaşların bir araya gelebileceği bir yapının tasarlanması üzerine çıktığımız yolun ilk adımı oldu.
Ağ Toplantısında Neler Yaptık?
Ayrımcılığın ortadan kaldırılması için çalışan sivil toplum örgütleri (STÖ), barolar ve akademisyenlerin #AyrımcılığaKarşıBirlikte çalışabileceği bir sivil toplum koalisyonuna duyulan ihtiyacı, demokrasinin ve özgürlüklerin kısıtlandığı ortamlarda değişimi/dönüşümü sağlamak için ne tür ortaklık modellerinin geliştirilebileceğine dair görüş ve önerilerimizi paylaştık. Ayrımcılıkla mücadele alanında yaşanan sorunlar ve çözüm önerileri hakkında heyecan ve umut verici bir toplantı gerçekleştirdik.
Önce “Neden birlikte çalışmaya ihtiyaç duyuyoruz?” diye sorduk. Ardından da, “Eşitlik İzleme Merkezi’nin bu ihtiyaca katkısı ne olur?” diye sorduk.
Murat Köylü (KAOS GL Derneği):
“Öncelikle Türkiye farklı toplumsal arka planlardan insanların irili ufaklı birbirleriyle ciddi anlamda diyalog eksikliği yaşadığı bir ülke. İnsanlar birbirlerinin sorunlarını bilmiyorlar ve Türkiye’de ayrımcılık mağduru kesimler dediğinizde ben kim bunun dışında kalıyor, ondan da çok emin olamıyorum aslında”
“Bu tarz koalisyonlar bizim çözünürlüğümüzü arttıran çalışmalar yaratabilir. İnsanı gerçekten kendi birinciliği içinde görmemizi sağlayabilir ve bununla ilgili sivil toplum becerisini, insan hakları çalışması yapma becerimizi arttırabilir, güçlendirebilir. Umarım bu sadece bir proje düzeyinde kalmaz. Bu tarz sivil yapılara gerçekten ihtiyaç var. Türkiye’nin insan hakları mimarisi oldukça noksan özellikle kamu tarafında çok ciddi boşluklar var. Sivil toplum neden kamuya iyi bir örnek olmasın diye düşünüyorum”
Gevriye Atlı (Diyarbakır Barosu):
“Ayrımcılık konusu Türkiye’nin gerçekten çok ağır bir problemi. Her alanda karşılaştığımız problemlerden biri. Ben 20 yıllık avukatım ve 20 yıldır bu alanda çalışıyorum. Özellikle bizim yaşadığımız bölge açısından ayrımcılığa maalesef ki çok daha fazla maruz kalan kesim oluyor. Bu yüzden bizim de daha çok çalıştığımız alan bu alan. Dolayısıyla böyle bir merkezin böyle bir projenin olması hepimizi gerçekten heyecanlandırdı. Çünkü bu alanda birçok sivil toplum kuruluşu çalışıyor ama toplu bir bilgi, veri havuzumuz yok. Bu merkezin böyle bir havuz oluşturulması çok değerli olacak.”
Fatma Bostan Ünsal (Hak İnisiyatifi Derneği):
“Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurulu’nun (TİHEK) üyelerini ve başkanını hükümet seçiyor. O yüzden ne kadar bağımsız olabilir ki? Bu yüzden işte bugün yapılan toplantı gibi hükümetten bağımsız, sivil toplumun kendi iç çabasıyla bir araya geldiği ve çalışacağı kurumlar önemli. Adalete erişimde ki tıkanıklıkları nasıl aşabiliriz bunu göreceğiz. Sivil toplum kuruluşlarının buraya gelmesi ve eşit statüde bulunması ve bir istişare içinde davranabilmesi bir şanstır. Bunu da dikkate almak gerekiyor.”
Sergen Gül (Romani Godi Derneği):
“Öncelikle farklı farklı ayrımcılıklara uğruyoruz. Bunların raporlanması ve izlenmesi görünür kılınması, ayrımcılıkla mücadelede en önemli aşamayı oluşturuyor. Bir sonraki ayrımcılığı önleme açısından izleme değerlendirme çalışmaları çok değerli olur. Bundan dolayı böyle bir ağın kurulması ayrımcılığa ne kadar, ne denli uğradığınızı fark etmemize sebep olacak. Bazen biz de ayrımcılığın tarafı olabiliyoruz. En azından kişisel özeleştiri bağlamında da kendi yaptığımız yanlışları da düzeltmemiz anlamında olumlu bir katkı sağlayacağını düşünüyorum. Beraber hareket ederek bir ağın içerisinde olup daha ciddi işler yapılabiliriz”
Heval Karasu Yıldız (Eskişehir Barosu):
“Eski ve yeni dezavantajlı grupları karşılaştırırsak şöyle bir şey var. Eskiden daha fazla haklarına sahip çıkan bir grupla çalışıyorduk ama şu anda her şeyden umutsuzca vazgeçmiş bir grup var karşımızda. En kötüsü de şu, çok garip bir şekilde “Bu ayrımcılık karşısında ne yaptın?” sorumuza “CİMER’e başvurduk.” cevabını alıyoruz. Herkesin CİMER’e başvurduğu bir dönemde yapılan bu platform, bu çalışma bizim için çok anlamlı. Çünkü CİMER adı üzerinde sadece bir mevki ve bir çocuğun ebeveynine, diğer kardeşlerini şikayet etmesi ve bunun karşılığında cevap alınan bir mekanizma. Adalete dayanmayan sadece şikayete dayanan bir mekanizma. Tam da bu noktada hukuk ve adaletin gelişmesini istiyorsak bu tür derneklerin, kurumların daha çok işbirliği içinde çalışması gerektiğine inanıyorum. O yüzden bu çalışmayı da çok anlamlı buluyorum.”
Kasım Akbaş (Türkiye Barolar Birliği):
“Adalete erişim tabii ki bütün hak kategorileri için düşündüğümüzde nihai noktayı ifade ediyor. Birincisi, Uluslararası insan hakları denetim mekanizmalarına baktığımızda Türkiye’nin en fazla hak ihlali yaşadığı kategorilerden bir tanesinin adalete erişim olduğunu görüyoruz. Yani Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AHİM) nezdindeki yargılamaların ki Türkiye bu konuda maalesef önde gelen ülkelerden bir tanesi, adalete erişimin temel problemlerden bir tanesi olduğunu görüyoruz. İkincisi, yargı bağımsızlığının ve tarafsızlığının maalesef sağlanamadığı, diğer hak ihlallerini önleme mekanizmalarının etkin bir şekilde çalıştırılmadığı günümüz koşullarında yurttaşların adalete erişim konusundaki bilgilerinin artırılması ve onlara hukuki destek sağlanması bu anlamda çok kritik önem arz ediyor. Çünkü hak ihlallerinin daha fazla yoğunlaştığı bir dönemde yaşıyoruz. Kırılgan grupların dezavantajlı grupların eskiden olduğundan daha da fazla kırılgan hale geldiğini görüyoruz ve mevcut mekanizmaların bunlara karşılık vermekte de yeteri kadar iyi işlemediğini görüyoruz. O yüzden mutlaka bu tür projelerle desteklenmesi gerekiyor.”






























